7 Eylül 2015 Pazartesi

Erdoğan: Asker veya polis anında indirir

Cumhurbaşkanı Erdoğan canlı yayında gazeteci yazar Melih Altınok'un sorularını yanıtladı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Hakkari'deki terör saldırısına ilişkin olarak "Genelkurmay Başkanımızın izahatları hakikaten üzücü. Temennim odur ki şu anda yapılacak açıklama ve onun ardından da tabi oradaki devam edecek olan mücadele çok daha farklı çok daha kararlı olacaktır. Hepimizin başı sağolsun. Milletimizin başı sağolsun, Allah sabırlar versin" dedi.
 
Erdoğan, ATV ve A Haber ortak canlı yayınında soruları yanıtladı.
 
Hakkari'deki terör saldırısı dolayısıyla büyük üzüntü yaşadıklarını belirten Erdoğan, saldırıya ilişkin olarak Genelkurmay, Hakkari Valisi ve Kolordu Komutanından bilgi aldığını aktardı.
 
Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun Ankara'ya dönüşüyle bir güvenlik toplantısı yapılacağını ifade eden Erdoğan, şöyle konuştu:
 
"O ana kadar da herhalde kesin neticeleri almış olurlar. Bu kesin neticeyi aldıktan sonra durumu açıklayacaklar. Tabi şu anda orada hava şartları, vesaire, o da çok çok kötüymüş ve bu kötü hava şartları altında orada böyle bir mücadele var ve Dağlıca'da yapılan bir temizlik neticesinde böyle bir olay gerçekleşiyor. Oradaki zırhlı araçlarla ifade edildiği kadarıyla mayınlarla kurulmuş olan tuzaklar neticesinde bir olay burada art ardına oluşuyor. Tabii şu anda bu konuyla ilgili Genelkurmay Başkanımızın izahatları hakikaten üzücü. Temennim odur ki şu anda yapılacak açıklama ve onun ardından da tabi oradaki devam edecek olan mücadele çok daha farklı çok daha kararlı olacaktır. Hepimizin başı sağolsun. Milletimizin başı sağolsun, Allah sabırlar versin."
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Seçimlerin ardından terör haberleri var, muhalefetin eleştirileri oluyor. Bu çatışmaların, çatışma ortamının, seçimin ardından sert açıklamalar, gerek Cumhurbaşkanlığından gelen gerekse siyasal iktidardan, Hükümet cephesinden gelen açıklamalar nedeniyle gerçekleştiği de söyleniyor. Hatta şöyle bir ifade kullanılıyor, sizin seçim öncesinde metro açılışında kullandığınız, '400 vekil temenni ediyorum, istiyorum' sözünüzü bu çatışmalı ortama geçilmesinde etkili olduğu söyleniyor. O konuşmanızın tam içeriğini bizimle paylaşır mısınız? Ne diyorsunuz bu eleştirilere" şeklindeki soruyu ise şöyle yanıtladı:
 
"Bunu anlamak mümkün değil. Yani bu 400 hedefini gösterme, aslında yeni bir anayasanın inşası noktasında böyle bir hedefi hangi parti alırsa alsın bu yeni anayasayı inşa edebilsin, kurabilsin ve bu yeni anayasayla birlikte de Türkiye'de atmak istediğimiz yeni Türkiye adımını rahatlıkla atabilelim... Buna yönelik bir hedeftir bu. Tabi buna yönelik hedefin yanında şunu da görmek lazım. Parlamentoya girme gayreti içinde olanların parlamentoya 80 milletvekiliyle girdikleri halde, düşünün parlamentoda daha zayıf oldukları dönemde olmayacak kadar bu dönem içinde yaptıkları tahribatı neyle izah edeceğiz? Biliyorsunuz 6-7-8 Ekim olaylarını yaşadık, ardından bir Suruç olayını yaşadık. Diyarbakır olayını yaşadık. Burada başka yerlere fatura kesmenin anlamı yok. Bunlar hep bir dayanışmanın, bir yardımlaşmanın neticesinde en azından ülkemizde terör belasının estirilmesinden başka bir şey değildi. Bu terörü estirmek suretiyle buradan rant elde ediyorlar. Yaptıkları şey hep bu. Eğer 400 milletvekilini alabilecek veya anayasayı inşa edebilecek sayıyı bir siyasi parti yakalamış olsaydı, durum bugün çok daha farklı olurdu. Her şeyden önce bir yeni Türkiye hareketini, bir adımını atmak için böyle bir şey çok çok önemliydi."
 
Erdoğan, Başbakan Ahmet Davutoğlu'na hükümeti kurma görevi verdiğini ve Davutoğlu'nun CHP ve MHP ile görüşmeler yaptığını anımsatarak, "CHP ile mutabık kalınabilseydi iki partinin sayısı bir anayasayı inşa etme noktasında yeterli bir sayıydı ama maalesef belli yerlere takılmak suretiyle bu olmadı. Daha sonra MHP ile görüşmeler oldu. O tabi belki anayasayı kurmaya yeterli değildi ama en azından millete gitme noktasında, bir referandum noktasında böyle bir imkanı sağlayabilirdi. Fakat MHP ile böyle bir anlayış maalesef görülemedi. Bir taraftan teröre karşı olduğunu söyleyeceksin, teröre karşı olduğunu söyleyenler kalkıp da elini, vücudunu taşın altına koymayacak. Böyle bir anlayış olamaz. Böyle bir milli duruş, milli yaklaşım olamaz. Maalesef bunlar da yaşandı. Tabii ki ondan sonra da ben anayasanın bana vermiş olduğu yetkiye dayanarak süratle ülkemizi seçime götürmenin gayreti içerisinde oldum" diye konuştu.
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, "malum siyasi parti"nin terör örgütünü, bölücü terör örgütünü arkasına almak suretiyle oy devşirdiğini bunu da açık açık söylediklerini vurgulayarak, şunları kaydetti:
 
"Biz sırtımızı nereye dayıyoruz diyorlar, 'YPG'ye, PYD'ye, PKK'ya dayıyoruz...' Bunları açık açık kendileri söylediler, eş başkan söyledi bunu üstelik. Bunun söylendiği bir Türkiye'de bunlarla siz parlamenter demokrasiyi nasıl yaşayacaksınız? Nasıl bunlarla birlikte ülkemizde huzur ortamını inşa edeceksiniz. Öyleyse yapılması gereken nedir? Tabii ki hükümet, tabii ki güvenlik güçlerimiz ellerinden ne geliyorsa bunları yapacaklardır. Burada Cumhurbaşkanına değişik şekilde hakaretler, her türlü şeyleri söylemek vesaire, bunlar tabi milletimiz tarafından takdir ediliyor, milletimiz bu noktada notunu veriyor. Musluklardan kan akıtanların kimler olduğunu milletimiz gördü. Bunlar kandan besleniyor zaten. O kan olmasa bunların yapacağı hiçbir şey yok. Bunları hep gördük, görüyoruz. Temenni ederim ki milletim bunun takdirini gayet iyi yapar ve ona göre de adımlar atılır."
 
Karakolların taciz edilmesi
 
Karakollarda görev yapan asker ve polisin milletin evlatları olduğunu dile getiren Erdoğan, "Ben şimdi sürekli mesela şehitlerin ailelerini arıyorum. Aradığım şehitlerin içinde birçok benim Kürt kardeşim var, şehit olmuş. Fakat buna rağmen babası bakıyorsun diyor ki 'Şu anda benim evde 5 tane daha yavrum var, 5'ini de ben bu vatan için göndermeye hazırım.' Yani bu tükenmeyecek ama bunlar 'biz Kürtlerin temsilcisiyiz' derken öbür tarafta benim Kürt kardeşimi, Kürt vatandaşımı da şehit ediyor. Bunlarda böyle bir duruş yok. Bunlar maalesef ayrımcılığın tam göbeğinde ve bu ayrımcılığı yaparken de kendilerini farklı bir yere çekiyor, kendilerinin yanında değilse eğer Kürt de olsa bitmiştir..." ifadelerini kullandı.
 
"Seçim öncesinde Çözüm Süreci boyunca sakin bir ortam vardı. Seçimler gerçekleşti. HDP 80 milletvekili çıkardı, 100'ü aşkın belediye var. Bu saldırılar niçin başladı? Nasıl bir strateji umuyorlar? Niçin bu saldırıları yoğunlaştırdılar? Bugünkü saldırı da seçimin tekrar edilmesi kararının hemen arkasından geliyor. Nasıl bir strateji var Sayın Cumhurbaşkanım?" şeklindeki soru üzerine Erdoğan, "Tabi bu Çözüm Süreci bunlar tarafından bir ihanetle değerlendirildi. Çözüm Süreci'ni bunlar adeta Güneydoğu'da, kısmen Doğu'da kendileri için silah stoklama süreci olarak değerlendirdiler. Çok ciddi bir silah stoklaması yaptılar. Burada bu süreç içinde güvenlik güçlerimiz, tabi 'herhangi bir çatışmaya, şuna buna girmeyelim' dediler ama daha sonra anladık ki bu süreç içinde bunlar bunu yaptılar" değerlendirmesini yaptı.
 
Sokağa çıkma yasakları
 
Sokağa çıkma yasaklarına değinen Erdoğan, "Şimdi, valilikler vasıtasıyla, diyelim herhangi bir ilde veya ilçede 15 saat, 15 gün sokağa çıkma yasağını ilan ederken Valilik niye ilan ediyor? Evlerde durum nedir? Bunu görecek. Kimler var, kimler yok, bunu görecek. Bunun başka çıkışı yok. Bunları yapmaya mecburuz ve yapacağız ve şu anda bunlar da devam ediyor" dedi.
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, sokağa çıkma yasaklarının geçmişteki OHAL uygulamasından farklı olduğunu vurguladı.
 
Erdoğan, "Niye bu saldırıları yoğunlaştırdılar? Niye şimdi bu çatışmalar başladı?" şeklindeki soru üzerine ise şöyle devam etti:
 
"Gidilecek seçimde bölge halkını tehdit altında tutmak suretiyle buralardaki oy potansiyelini korumaya yönelik atılan adımlardır bunlar. Tabanı konsolide etmeye yöneliktir. Örneğin dün zannediyorum, vatandaşlar ne yaptılar, yürüdüler. Bu bir direnişti. Yürüyüş bunun içindi. 'Artık çekin elinizi yakamızdan' dediler, yürüdüler. Benim Güneydoğu'daki Kürt vatandaşım, bunu genişletmesi lazım, çoğaltması lazım. 'Çekin elinizi yakamızdan, biz sizi tanımıyoruz. Çünkü siz bizim haklarımızı korumadınız. Tam aksine bizim evlatlarımızı, siz sürekli olarak ölüme götürdünüz, dağa kaçırdınız'... Dağa kaçırılan çocuklar kimin çocukları? Hep bu Kürt vatandaşlarımızın çocukları. Diyarbakır'da biliyorsunuz aylarca anneler ağladı. Niye? Çocukları kaçırıldığı için, kızları kaçırıldığı için. Bu ağlama sürekli devam etti. Hala biliyorsunuz kaçırılmış olan yüzlerce, binlerce çocuk var. Bütün bu gerçekleri görmemiz lazım. Bölücü terör örgütü böyle bir yöntemi kendine seçmişse bunu diğer vatandaşlara da bu korkuyu salmak için bunu yapıyor. Bununla birlikte de öyle bir yöntem kendine belirliyor ki 'Ben burada halk desteğini kaybettiğim anda benim halim nice olur?' Bunun için de tabi hırçınlaşıyor. Temenni ederim ki halkımız onun bu durumunu görmek suretiyle kararını verir, bu konuda hiç dinlemeden iradesini, neyse bu iradesini inşallah sandığa yansıtır."
 
"Şehitlerimiz olacak ama bu tabi bizi asla durdurmamalı"
 
"PKK, Çözüm Süreci'nde çocukları dağa kaçırıyor. Rakamlar veriliyor, 2014'te bin 270, 2015'te 597 çocuğun dağa kaçırıldığı belirtiliyor. Daha önce siz dağa çıkarılan çocukların anneleriyle görüşmüştünüz. 'B ve C planlarımız olur' demiştiniz. B ve C planları, bu dönemde bunlar devreye girecek mi? Bu anlamda bir çalışma var mı?" şeklindeki soru üzerine Erdoğan, "Şu anda biliyorsunuz gerek Kandil'de, gerek Türkiye'de çok ciddi operasyonlar yapılıyor. Bu operasyonlar sebebiyle bunların ileri gelen takımı, bunlar zaten ülkeyi de terk ediyorlar. Yani bir kısmı bunların İran tarafına geçiyorlar, bir kısmı yine sürekli olarak mevzi değiştiriyorlar. Böyle bir şey içindeler. Bunlar bir defa devam edecek. Bunun neticesinde durmak yok, bunları çok daha farklı bazı strateji uygulamalarına girmek suretiyle buraları tarassut altına almak, buralardaki bu süreci devam ettirme kararlılığındayız. Az önce de dediğim gibi belki burada şehitlerimiz olacak ama bu tabi bizi asla durdurmamalı. Kararlı bir şekilde buna bizim devam etmemiz gerekiyor. Hele hele bu akşamki olaydan sonra bu çok daha farklı bir sürecin içine girmiştir" ifadelerini kullandı.
 
- "Teröristlerin özellikle ölüsü noktasında çok ciddi rakamlara ulaşıldı, bunlar artık binlerle ifade ediliyor"
 
"90'lardaki operasyonları hatırlıyorum ya da daha sonraki süreçte çok etkili operasyonlar yapılmıyordu. Kandil'e gidiliyordu, geliniyordu. Kamuoyunu tatmin edecek sonuçlar alınmıyordu. Bu sefer sonucun farklı olduğu söyleniyor. Bununla ilgili olarak ABD ile istihbarat paylaşımından ziyade Milli İstihbarat'ın direktifleriyle hareket edildiği söyleniyor. Böyle bir farklılık var mı? Kandil'e yapılan operasyonların başarısı neyle açıklanabilir?" şeklindeki soru üzerine Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
 
"Çok çok farklı. Tabi burada bizim şu anda gerek DAİŞ terör örgütüne yönelik, gerek içerideki bölücü terör örgütü PKK'ya yönelik, gerek DHKP/C'ye yönelik şu an emniyet güçlerimizin yoğun bir çalışması var. Bunları yoğun bir şekilde yaptıkları gibi biliyorsunuz şu ana kadar yani teröristlerin özellikle ölüsü noktasında çok ciddi rakamlara ulaşıldı, bunlar artık binlerle ifade ediliyor. Öyle zannediyorum ki artarak da devam edecektir. Aynı şekilde DAİŞ'le ilgili koalisyon güçleriyle beraber yapılan operasyonlardır. Orada tabi belli bir merkezden verilen koordinatlar çerçevesinde DAİŞ'e karşı yapılan müdahaleler vardır. O koordinatlarda bizim de Hava Kuvvetlerimiz gereği neyse bunu yapmaktadır. Yapmaya da devam edecektir. Olay, bizim sınırlarımızdaki tehdit unsurları neyse bu tehdit unsurlarına karşı kararlı bir şekilde devam eden harekattır. Öbür tarafta da yine bölücü terör örgütüne karşı bunlar sadece Hava olmayacak, hem Hava hem Kara bunlar aynı kararlılıkla devam edecek. Tabi sıkıntılarımız olmayacak değil, olacak ama bu sıkıntılara rağmen bu süreci kararlı bir şekilde devam ettireceğiz."
 
"Polisin de askerin de vurma yetkisi var. Teröristi gördüğü zaman vurur indirir"
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Sınır ötesi operasyonların başarısı takdir ediliyor. İçerideki operasyonlara dair eleştiriler var, polisin ve askerin, pasif kaldığı eleştirileri yapılıyor, bazı muhalefet partileri ve medya organlarınca. Örneğin polisin 'vur' emri yok mu? Vatandaş bunu çok soruyor. Askere ve polise 'Kışladan, karakoldan çıkma' emirleri verildiği söyleniyor. Bu iddialarla ilgili ne diyorsunuz?" şeklindeki soruyu ise şöyle yanıtladı:
 
"Bu iddiaların hepsi de aslında aslı astarı olmayan, maalesef doğru olmayan yalan ifadeler. Bir defa polisin de askerin de vurma yetkisi vardır. Hele hele silahlı bir teröristi gördüğü zaman indirir. Şimdi Tunceli hadisesi bunun en güzel örneğidir. Orada silahlı gördü, ne yaptı, hemen güvenlik gücümüz onu indirdi. Nusaybin'de ne oldu? Hemen indirdi. Bu yetki var. 'Yok' ifadesi kesinlikle yalandır. Ben bunu Trabzon'da da açıkladım. Kesinlikle askerimizin de polisimizin de yetkisi var. Böyle bir şey olduğu anda da bu yetkisini rahatlıkla kullanabilir. Bu konuda Başbakanlığımızın, Silahlı Kuvvetlerimize verdiği ayrıca yetkiler vardır, Emniyet teşkilatına bu konuda verilmiş olan yetkiler vardır. Artık bu süreç farklı bir süreçtir. Hele hele görüyor ki son İç Güvenlik Kanunu'nda da biliyorsunuz çok daha farklı bazı yetkilerle donatıldı. Yani maskeliler, molotoflular, tüm bunların hepsi şu anda görüldüğü yerde herhangi bir şey anında gereği yapılır."
 
"Siyasi partiler teröre karşı el ele vermeli"
 
Suriye'ye yönelik karar alınırken parlamentoda yaşananlara dikkati çeken Erdoğan, "Her şey çok açık ve net ortada. Kimler kimlerle hareket etti. Bunları gördük. Sonunda geçti ayrı mesele ama iş buraya gelmemeliydi. Hükümet bunu keyfi olarak getirmiyor parlamentoya" şeklinde konuştu.
 
Erdoğan, terörün yanındaki siyasi partinin bilindiğini ifade ederek, terörün karşısında olan siyasi partilerin el ele vermesi gerektiğini kaydetti.
 
Teröre karşı ortak bir blok oluşturulması gerektiğine vurgu yapan Erdoğan, "Onlar o zaman bu işin çok daha zor olduğunu anlayacaklardır. Ancak onlar yanlarında herhangi bir siyasi partiyi görünce 'Ha burada bir siyasi konsensüs yok' diyorlar. Öyle veya böyle şimdi bir seçime gidiliyor. Bu seçimde temenni ediyorum ki, milletim bir daha bu kararları rahatlıkla verebilecek bir iktidarı iş başına getirir" ifadelerini kullandı.
 
Terör ile mücadelede birlik, beraberlik ve dayanışmanın çok önemli olduğunu anlatan Erdoğan, milli birlik ve kardeşlikten sonra Çözüm Süreci'ni dillendirdiklerini söyledi.
 
Erdoğan, Çözüm Süreci'ne bile bir siyasi partinin hep karşı çıktığını dile getirerek, "Milli birlik ve kardeşliğe neden karşı çıkıyorsun? Buna ihtiyacımız yok mu? Eğer miliyetçiysen milli birlik ve beraberlikten kaçmaman lazım. Ama buna hazımsız davrandılar. Bunların bir defa aşılması gerekiyor. Bunu aşacak tek yerde milli iradedir. Milli iradenin sandığa yansımasıdır diye düşünüyorum. Ve temenni ediyorum ki, bunu aşmak koşuluyla önümüzdeki süreci çok daha farklı ve seri kararlar alabilen bir yapı ile devam ettirebiliriz" değerlendirmesinde bulundu.
 
"400 milletvekili dediğimiz olay yeni bir Türkiye ve Anayasa oluşturulmasına yöneliktir"
 
Erdoğan, Ankara Barosu'nun son alınan tezkereye ilişkin Danıştay'a yaptığı başvuruya da değinerek, "Her şeyden önce Türkiye'de iç ve dış emniyet noktasında teröre karşı hükümetin gerek polisi gerekse askeri ile bunu yapabileceğine amirdir. Anayasa da kanunlar da amirdir. Bu konuyla ilgili Türk Silahlı Kuvvetleri nerelerde kullanılır? Bunların hepsi kanunlarda ve Anayasada vardır. Kaldı ki, burada Danıştay'a müracaat ederek buradan böyle bir şey çıkarma gayretleri sadece bu işe gölge düşürme gayretidir. Bu süreç aynı kararlılıkla devam edecektir. Biz her şeyi hukuki çerçeve içinde yürütüyoruz ve yürütmeye de devam edeceğiz" diye konuştu.
 
Erdoğan, canlı yayın sırasında "400 vekil" sorusuna verdiği cevaba ilişkin yapılan medya manipülasyonlarına yönelik şunları kaydetti:
 
"Bu medya manipülasyonun ve ahlaksızlığın tam bir daniskası. Bir üzüntünün içinde olmaları gerekirken buradan acaba kendilerine nasıl bir rant elde edebilirler bunun gayreti içerisindeler. Bu paralel yapı işin başından beri hep bunun peşinden koştu ama ben bunların geçmişini bilirim, cemaziyülevvelini bilirim. Bunlar o zaman çok farklıydılar ama şimdi çok farklı bir zemine oturdular. Bunlara tabi sormak lazım. 'Yani siz şimdi niye Türkiye'de değilsiniz de kaçıp Türkiye dışında kendinize yer arıyorsunuz?' Türkiye Cumhuriyeti devletini kalkıp da Batı ülkelerine şikayet edecek kadar bunlar alçalmış vaziyettedir. Bunların konumu öyle bir durumda. Ve şu anda da yaptıkları yine budur. Bunlar için şehit cenazeleri sadece bir provokasyon için araçtır. Sadece onlar değil onların destek verdiği siyasi gruplarda öyle. İşte oralara gelirler, cenazelerde biz onu nasıl bir siyasi ranta dönüştürürüz hep bunun gayreti içerisine girerler. Bunları hep gördük görüyoruz. Bir cenazenin bir adabı vardır. Bunlarda o adap falan yok. Tam aksine bunu ben acaba oya nasıl tahvil ederim bunun gayreti içerisindeler. Bir Cumhurbaşkanı olarak, bunları hüzünle ıstırapla izliyorum. Bizim 400 milletvekili dediğimiz olay yeni bir Türkiye ve yeni bir anayasanın süratle oluşturulmasına yöneliktir. Bunlar da bu tür olumsuzlukları minimilize edecek adımlardır. Bunlar bunun farkında değil. 'Acaba burayı nasıl manipüle ederiz' dertleri, gayretleri budur."
 
"Beştepe Külliyesi güçlü Türkiye'nin bir simgesidir"
 
Erdoğan, "Sarayın askeri, sarayın polisi ve sarayın savaşı gibi söylemleri nasıl değerlendiriyorsunuz" sorusuna yönelik, askerin, sarayın değil milletin askeri ve evladı olduğunu söyledi.
 
Polisin de devletin polisi olduğunu vurgulayan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
 
"Bunlar bu tabirleri Çankaya'dayken neden kullanmıyorlardı? Veya Çankaya'nın geçmişinde neden kullanmıyorlardı? Niye o zaman değil de şimdi kullanıyorlar? Dert şu, bunlar güçlü bir Türkiye istemiyorlar. Şu anda Beştepe Külliyesi güçlü Türkiye'nin bir simgesidir. Çankaya belli bir dönemin tırmanışında bir simgeydi ama bu bizim için yeterli değildi. Şimdi Beştepe Külliyesi güçlü ve güçlenen bir Türkiye'nin simgesidir. Bunu bunlar hazmedemiyorlar. Çünkü bunların bu ülkede dikili bir ağacı yok. Olmadığı için de acaba biz bunu nasıl karalarızın derdindeler. Bütün gayretleri bu. Biz bu defa güvenerek, inanarak, Beştepe Küliyesi ile yarınların güçlü Türkiye'sinin temellerini atıyoruz. Bunlar çatlasalar da patlasalar da bu devam edecek. Bu arada şehitlerimiz olacak. O babanın dediği 'Benim 5 evladım daha var. Bu 5 evladımı da bu vatan için feda etmeye hazırım. Kendim de feda olamaya razıyım.' Bu babalar da var ama karakteri bozuk olanlar da var. Ben işte bu babalara fedayı can etmeye hazırım. Sağ olsun onlar da bizi gayet iyi biliyor ve takdir ediyorlar. Onlarla bu yolda emin adımlarla yürüyeceğiz. "
 
Erdoğan, bir şehidin cebinden çıktığı iddia edilen ama sonra yalanlanan mektupla ilgili soruya yönelik de, "Bugüne kadar 70'e yakın şehidimizin yakınını aradım bir tanesinden tepki gördüm ki o da kız kardeşiydi. Sonra hanımı ile görüştüm o daha farklı tepki verdi. Sonra kızı telefon açtı. Kendisine bazı şeyler yanlış anlatılmış. Bunları anlattık. Malum medya bunları hemen gidip bulmak suretiyle ki, söylenen şeylerin bir çoğu da yalan. Öyle 'polis olmasaydı' gibi bir ifade yok. Yalan tabi öyle bir şey olur mu? Bugün 17 şehidimizin ailesini aradım. Abisi, babası ve eşleri çıktı onlarla konuştum. Bir tanesinden olumsuz tepki gelmedi. Hepsi de 'Bu vatan için feda olsun. Bundan sonraki süreç içinde bizler de evlatlarımız da vatan için feda olmaya hazırız' dediler. Bunların hepsinin biz de kayıtları var. Biz bu kayıtları gösterdiğimiz zaman bunlar kendilerini nerede gizleyecekler. Ama mesele cibilliyet ve karakter meselesi. Bunlar acılardan rant elde etmeye çalışıyorlar. Bunlarda cevap verecek yüz yok. At denize balık bilmezse Halik bilir diyoruz" şeklinde cevap verdi.
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, yurtdışına kaçan savcılar ve iş adamıyla ilgili soruya yönelik de şunları kaydetti:
 
"Bunların şu an işlemiş olduğu suç Interpol'ü ilgilendiren bir suç değil. Bu yüzden bizim buradaki yetkililer Interpol üzerinden değil, normal suçlu düzeyindeki süreci çalıştırıyor. Interpol'den iadeleri yönünde bir talep söz konusu değil. Bu yönde manipüle eden haberler çıktı. Eğer öyle olsa emniyet teşkilatımız konuyu ona göre ele alır ve takip eder. İadeleri noktasında çalışmalar devam ediyor. Suçluların iadesi anlaşmalarından hareketle devletlerden istiyoruz. Verdiler verdiler, vermedikleri takdirde biz de onların suçluları varsa onları da ben göndermem. Bazı ülkelerin bu anlamda bende bekleyen dosyaları var. Ya onlar verecek, vermedikleri takdirde biz de göndermeyeceğiz."
 
Yalan olduğu ortaya çıkan "DAİŞ'e yardım" fotoğrafları
 
Erdoğan, ATV ve A Haber ortak canlı yayınında kendisine yöneltilen, "Paralel yapıya yakın olduğu bilinen bir holding var. Kamuoyunda çalışmaları biliniyor. Yargı, soruşturma süreci başlattı bununla ilgili. İşte araştırmalar yapıldı merkezlerinde. Bu operasyonun medyaya yönelik olduğu iddiaları dile getirildi. Siz bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Yine o holdinge bağlı gazete ve televizyonlarda aynı gün 'Türkiye'nin DAİŞ'e yardım ettiğine' dair birtakım fotoğraf kareleri yayınlandı. Daha sonra bunların yalan olduğu ortaya çıktı. Bu ilişki ağında, kendileri hala bilgilendiriliyorlar mı, polis ya da istihbarat içerisinden bazı birimlerce? Akıllara bu sorular geliyor. Holdinge operasyon olacağı gün bu gazete 'Türkiye DAİŞ'e yardım ediyor' başlığıyla çıkıyor ve bu da gerekçe gösteriliyor, 'Bu manşetimizden dolayı medyamız basıldı' diye. Bu konuyu açıklık getirebilir misiniz?" şeklindeki soruyu yanıtladı.
 
Burada manipülasyon ve "çok çirkin bir yaklaşım tarzı" olduğunu ifade eden Erdoğan, "Yani DAİŞ'e biz yardım ediyoruz da peki koalisyon gücü içinde bizim yerimiz ne? Şu anda niçin biz Cerablus'tayız? Niçin biz o belirlenen koordinatları vuruyoruz? Neden? Aynı şekilde ülkemizin içerisindeki DAİŞ ile verilen mücadele ne için? Bütün bunları biz yapıyoruz şu anda" diye konuştu.
 
Erdoğan, "Paralel Yapı"nın medya ayağının yazılı ve görsel medyasının şu anda çalıştığını belirterek, şöyle devam etti:
 
"Çalıştığına göre demek ki müdahale edilmedi. Müdahale edilen neresidir, holdingtir. Holdingin içinde şu ana kadar gelen şeyler tabii yargı safhasında da olduğu için fazla işin üzerinde duracak değilim. Ama gelen, şu ana kadar ihbarlar çok ciddi. Şimdi bu ihbarlar üzerinden, şu anda zaten gerek yargı, gerekse polis çalışmalarını sürdürüyor. Yani burada eğer bir sıkıntı yoksa kendisi niye kaçıp gitti? Kaçıp gittiğine göre demek ki burada bir sıkıntı var. Tatili kendi otelinde de yapar canım. Gayet lüks oteli var. Orada da tatil yapabilir. Şu anda ailesi vesaire, yakınları 'İşte benim oğlum şöyle temizdir, böyle temizdir'. Ya temizse o zaman, gerek yok ya niye kaçıyorsun? Kaçma. Tamam burada, bu işler devam etsin. Değil mi? Şu anda gazetesi, aynı şekilde televizyonu bütün bunların hepsi yayınına devam ediyor. Ama bütün bu asparagas haberlerle onun diğer yandaşı olan medya grubu da ne yapıyor? İşte medyaya bir saldırı şeklinde bunu vermeye çalışıyorlar. Çünkü dünyanın da tabii malum, bu tür şeylerdeki hassasiyetini bildikleri için oralarla da çok kirli ilişkileri var bunların. O kirli ilişkilerle de oralardan kendilerine destek arıyorlar. Yaptıkları bu. Öbür tarafta DAİŞ, bakıyorsunuz. Şu anda özellikle bizim kendi mensuplarımıza vesaireye çeşitli ölüm tehditleri yapıyor. Nasıl oluyor da bu?"
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan kendilerine yönelik tehditlerin de var olduğunu ve bunların devam ettiğini ifade etti.
 
Erdoğan, "Bütün mesele şu, bir defa DAİŞ bir terör örgütüdür ve bunların İslam'a gölge düşürmekten başka hiçbir özelliği yoktur. İslam'a bunlar çok ciddi bir zarar vermişlerdir. Dolayısıyla da bizim mücadelemiz onlarla da devam edecektir. PKK ile de öbür tarafta DHKP-C'si ile de hepsiyle bu mücadeleyi kararlı bir şekilde sürdüreceğiz Olay budur" değerlendirmesinde bulundu.
 
- "7 Haziran seçimlerinden sonraki bir tablo olmasın"
 
Erdoğan, "Terör örgütü olarak tanımlanan yapıların birtakım ticari işletmeleri var, yapılanmaları var. Bunların üzerine ne zaman gidilecek? Yargısal süreç mi bekleniyor?" sorusunu, "Şimdi zaten bu yapılan son araştırmalarda, yargı bunları yakaladığı anda biliyorsunuz terörün finansmanıyla ilgili çıkardığımız kanun, bunları zaten kesin götürür. Şu anda yargı bunun tespitini yapıyor. Yaptığı anda kararı zaten büyük ölçüde belki de oradan verecek ve bunun neticeleri de çok ağır. Uluslararası boyutu var. Uluslararası boyutu da olduğu için yani bu konuyla ilgili yargı kararını verdiği andan itibaren artık dünyanın neresinde olursa olsun, kesinlikle iade mecburiyeti vardır" şeklinde yanıtladı.
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Biliyorum çok iç siyasete girmeyeceksiniz, partilere müdahale etmeyeceksiniz. Yani açıklamalar yapmayacaksınız ama bir önceki tablonun değişeceğini düşünüyor musunuz? Bunu sormak isterim size, koşullar değişti mi? Çünkü şu da soruluyor, İki ay önce seçim gerçekleşti acaba çok bir değişiklik olmaz mı? Sizin öngörünüz nedir?" şeklindeki soruya da şöyle cevapladı:
 
"Ben burada olsa olsa bir çerçeve çizebilirim. Çizeceğim çerçeve de şudur, temenni ediyorum ki şu 7 Haziran seçimlerinden sonraki bir tablo olmasın. Çünkü bu tablo Türkiye'ye kan kaybettiriyor. Yani bizim gerek ekonomik alanda kan kaybımız var. Yani mali disiplinde sıkıntılar olabilir. Yani güçlü bir zeminimiz olduğu için burada belki öyle bir şey yaşamadık ama yani şu anda dünyadaki ekonomide menfi gelişmelere baktığımız zaman bu tabi bize olumsuz tesir edebilir. Onun için Türkiye'nin iç siyasetinde bir defa böyle bir sıkıntıyı yaşamaması lazım. Onun için de şimdi tabii bu koalisyon Türkiye'de kültür olarak olmadığı için bunu başaramadık. Başaramadığımız için ne oldu, tekrar seçime gidiyoruz. Şimdi bu tekrar seçim de millete bir müracaat. Diyoruz ki 'Bak parlamento bu işi kendi içinde çözemedi. Şimdi milli irade olarak bu işi siz çözün.' Buna da anayasa, Cumhurbaşkanına böyle bir yetki vermiş. 'Bu yetkiyi sen kullanabilirsin' demiş. Ben de bu yetkiyi kullanarak, zaten hemen millete gidelim, millet de bu kararı versin ve milli irade tecelli etsin. Bu tecelli, istiyorum ki bu tür sıkıntılara fırsat vermeyecek şekilde gerçekleşsin. Çünkü bizim gerek eğitimde gerek sağlıkta gerek adalette gerek emniyette gerek altyapı, üstyapı bütün bu çalışmalarda attığımız adımlar varken bir de bu arada tabii bir terör belasıyla karşı karşıyayız. Yani bu terör belasının olduğu bir dönemde düşünün ki siz parlamentoda rahatlıkla ortak bir karar çıkaramıyorsunuz. Bu ortak karara çıkamadığınız zaman siz bu terörle mücadeleyi nasıl sağlıklı bir şekilde yürüteceksiniz? Bunun sağlıklı bir şekilde yürüyebilmesi için burada ortak kararı vereceğiz. Bakın ne diyorlar? 'Seçim yapılmayabilir.' Şu yaklaşıma bak. Yani sen demokrasiye inanacaksın ve 'Seçim yapılmayabilir' diye böyle bir yaklaşım ortaya koyacaksın. Böyle bir saçmalık olabilir mi? Bu işin tek çıkış yolu sandıktır. Seçim tabi ki yapılacak. Şartlar ne olursa olsun yapılacak."
 
"YSK'nın açıkladığı kronoloji aynen çalışıyor"
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Bu terör saldırılarının bir amacı da bu olabilir mi? Böyle mi okuyorsunuz?" şeklindeki soruya "Onların niyeti öyle olabilir. Ama niyetleri ne olursa olsun, şu anda bu ülkede gerek hükümetiyle gerek tüm güvenlik güçleriyle kararlı bir yapı vardır. Bu kararlı yapı olarak bizler Yüksek Seçim Kurulu'nun açıklamış olduğu kronoloji aynen çalışmaktadır, çalışacak ve işte ayın 18'i biliyorsunuz adaylarda son gün. Bunlar verilecektir Yüksek Seçim Kurulu'na. Ondan sonra da artık kampanya neyi gerektiriyorsa, bütün siyasi partiler de kampanyanın gereğini yapacaklardır" cevabını verdi.
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 1 Kasım'da yapılacak milletvekili genel seçiminde "oyların çalınması ve baskının önün geçilmesi" noktasında yapılacak hazırlıklara ilişkin soruyu da şöyle yanıtladı?
 
"Hayır, ben onu yaşadım canım. Ben gittim, gördüm. O bölgelerde toplu açılışlara katıldım. O toplu açılışlarda bizzat bunu yaşadık. Seçimden sonra da düşünün, yani bir köyde, sandıkta sadece tek partiye oy çıkıyor. Bir tane olsa, iki tane olsa 'eyvallah' dersin. Ama bu 100, 200, 300 tane sandıkta böyle bir netice çıkarsa, bu soru işaretlerini doğurmaz mı? Soru işaretlerini doğuruyor. Bakıyorsunuz hemen birisi geliyor. Istampa olmuş, tık tık tık tık vuruyor, işi bitiriyor. Ona göre imzalar tek elden çıkıyor. Bütün bunlar ortada, bunlar yaşandı. Bu seçimde tabii ki çok daha farklı adımlar atılması gerekiyor. Bunun tedbiri var fakat bu tedbir maalesef parlamento içinde ortak bir karar alınamayışı sebebiyle bu adım atılamamıştır. Nedir? Mesela bir taşımalı sistem olabilirdi. Ama bu taşımalı sisteme parlamento içindeki siyasi partiler yanaşmadılar. Yani nasıl şimdi öğrenciler gidiyor, orada da seçmen alınacak, daha güvenli bir bölgeye getirilecek. Hatta belirli bir sandıkta değil, değişik sandıklarda oyunu kullanacak ki yani kim, hangi sandıkta oy kullandı, bunlar bilinmesin. Tabii burada malum örgüt yine kendine göre tedbirler alacaktır. O ayrı mesele. Ama bununla hiç olmazsa hedef burada saptırmak ve bu hedefle beraber de tabii çok farklı mesajın, sandık kurulu üyeliklerinin tespitinde bile çok ciddi, oralarda maalesef tehditler oluşturulmuştur. Bunlar çok ciddi yanlışlardır. Bunlara karşı tedbirlerin alınması lazım. İl seçim kurullarının, ilçe seçim kurullarının müdürleri noktasında ciddi sıkıntılar vardır. Yani bu sıkıntıların aşılması lazım."
 
"Şimdi tabii kamera olayı filan, onlar şu anda olacak işler değil" diyen Erdoğan, "Yani bu kadar sandık sayısınca kamera veyahut da sandık mahallinde bu kameraların oluşması filan, bunlar yani biraz gerçekçi olmak lazım, zor işler. Ama bütün bunlara rağmen tabii siyasi partilerin, yani 1-2 tane siyasi partinin değil, tüm siyasi partiler, eğer sandık kurullarında görev almış olsaydılar zaten bu sıkıntıları yaşamazdık" ifadelerini kullandı.
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Türkiye yine böyle bir döneme girer mi? 1990'lardaki gibi koalisyon sürecinin başlangıcına mı işaret eder? Vatandaşların bu kaygılarını nasıl değerlendirirsiniz?" sorusuna "O günün tablosunu ortaya koymak doğru olmaz. Temenni ederim ki bir yine koalisyon arayışı olmasın. Ama yani eğer böyle bir irade tecelli edecek olursa, böyle bir tecellinin bir defa neticesine de herkesin katlanması gerekir. Belki bu defa siyasi partiler milletin bu kararına derler ki, 'Artık millet tekrar bu kararı, bu şekilde verdi, öyleyse gelelim, şu işi oturalım, bir yere bağlayalım' derler. Belki her siyasi parti kendinden bazı feragat ortaya koymak suretiyle, bir ortak payda çıkarırlar ve ortak paydada buluşmak suretiyle de bir koalisyon oluşturabilirler. Bunu tabii biz artık 1 Kasım'dan sonra göreceğiz" şeklinde cevapladı.
 
Aydın Doğan, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a mektup göndermiş
 
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Sayın (Aydın) Doğan bana mektup gönderiyor. 'İşte ben şöyle yaptım, böyle yaptım. Hiçbir zaman size karşı olumsuz davranmadım. İşte ahlaki noktada herhangi bir yanlış yapmadım'. Geçenlerde de bunun biliyorsunuz başköşesinde yazarı var. O da 'Ben böyle bir şey yapmadım, etmedim' falan filan. Her şey orada çok açık, net belli. Kalkıp ne diyor? 'Ben bunu söylemek istemedim'. Hemen manevra yapıyor. Bundan sonraki süreç. Hepsi yargıda ortaya çıkacak" dedi.
 
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın katıldığı ATV ve A Haber ortak canlı yayınında, gazeteci Melih Altınok, programın önceki yarım saatlik bölümünde Erdoğan'ın ve kendisinin ifadelerinin bazı internet sitelerinde farklı şekilde yansıtıldığını aktardı.
 
Altınok, "İzninizle bir açıklama yapma ihtiyacı duyuyorum. Çünkü manipülasyon ve yalan çok hızlı yayılıyor. Programın ilk bölümünde size seçimler öncesinde yaptığınız bir konuşmayla ilgili soru sordum. '400 vekil temenni ediyorum' şeklinde bir açıklamanız vardı. 7 Haziran seçimleri öncesinde. Bunun da Türkiye'nin daha istikrarlı bir hükümet kurması, yeni anayasa yapması için elzem olduğunu düşündüğünüzü söylemiştiniz. Bunun öncesinde Dağlıca'da bir terör saldırısı olmuştu. Şehitler olduğuna dair haberler geldi. Bazı yayın organları, aslında isimlerini vermekten çekinmiyorum. Çünkü aynı mesleği yapmaktan utanç duyuyorum. Bu ifadeyi kullanacağım. Çünkü meslektaşlarının da sözünü çarpıtıyorlar, Cumhurbaşkanının da. '400 vekil verilseydi Dağlıca saldırısı olmazdı' şeklinde bir beyanatınız olduğunu manşetlerine taşımışlar. Hürriyet'in internet sitesi var. Paralel Yapı'nın gazetesi de bu ifadeyi kullanmış. Yayın içinde size tekrar sordum. Böyle bir ifadeniz olup olmadığını. Yayının kaydı var, onu da isterlerse kendilerine gösterebiliriz. Ben meslektaşlarımı bu anlamda sözlerinizi çarpıttıkları için kınıyorum, mesleğimiz adına da kınıyorum" ifadelerini kullandı.
 
Aynı konuda Erdoğan ise "Bunu ilk kullandığım yer, benim Kırşehir'deki bir açılış törenidir. Aklımda kaldığı kadarıyla. Bakın. O gün bir Dağlıca yoktu. Bu şekilde yoğun bir terör eylemi de yoktu ve biz orada Türkiye'deki yeni bir anayasanın, Türkiye'deki yeni bir yapılanmanın gereği için böyle bir parlamento tablosuna ihtiyacımız olduğunu açıkladım. Yaptığım iş budur ve bunun hedefi nedir. Bunun hedefi siyasi istikrardır. Kararlı bir yönetimdir. Ne oldu? Sandıktan böyle bir tablo çıkmadı. Böyle bir tablo çıkmayınca... Bakın bu süreç içinde 7 Haziran'dan bugüne ülkemizde bir kaos ortamı oluşmuş oldu" diye konuştu.
 
Erdoğan, bu tablodan medet umanlar olduğunu anlatarak, sözlerini şöyle sürdürdü:
 
"Böyle bir tabloyu o 400 milletvekili ifademle buluşturmak, bunların ne kadar insani olmaktan nasipsiz olduğunu ortaya koyuyor. Karakter yoksunu olduğunu ortaya koyuyor. Dolayısıyla bunun hangi gazete olursa olsun, hangi medya olursa olsun. Ondan sonra utanmadan, sıkılmadan bunlar bana mektup gönderiyorlar. İşte en büyük grup dediğimiz, Sayın (Aydın) Doğan bana mektup gönderiyor. 'İşte ben şöyle yaptım, böyle yaptım. Hiçbir zaman size karşı olumsuz davranmadım. İşte, ahlaki noktada herhangi bir yanlış yapmadım'. Geçenlerde de bunun biliyorsunuz başköşesinde yazarı var. O da 'Ben böyle bir şey yapmadım, etmedim' falan filan. Her şey orada çok açık, net belli. Kalkıp ne diyor? 'Ben bunu söylemek istemedim'. Hemen manevra yapıyor. Bundan sonraki süreç. Hepsi yargıda ortaya çıkacak. Hepsi izne gidiyor bak. Birisi izne gitti, bir ay yok. Öbürü de izne giderse hiç şaşırmam ama bunlar nereye giderse gitsin, biz yargıdan bunları takip edeceğiz. Yani ben bu makamı bu adamlara, karakter yoksunu olan bu adamlara kesinlikle ezdirtmem. Bu makamı bu adamlara bir hakaret merci olarak kullandırtmam. Bu ülkede yasalar hangi hakkı veriyorsa bu hakkı sonuna kadar kullanırım. Ve kullanacağım da. Şimdi burada da çok adilik bu ya. Biz şu anda dertliyiz. Onlar kalkıyor. 400 milletvekili ile bunu birleştiriyor. Ne zaman kullanılmış bu ifade? 7 Haziran seçimleri öncesinde. Nerede? Kırşehir'de. Böyle bir şey olabilir mi? Ondan sonra yarın kalkar şunu söylerler, 'Biz sosyal medyada önce bunu koyduk ama sonra çıkardık'. Hep yaptıkları iş bu zaten ama yakalanıyorlar. Çünkü yalancının mumu yatsıya kadar yanar."
 
- "Veren el alan elden hayırlıdır Sayın Bahçeli"
 
Programda Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Birleşmiş Milletler'de (BM) yaptığı bazı konuşmalardan bölümler ile Kılıçdaroğlu ve Bahçeli'nin de Hükümet'in Suriye politikası konusundaki eleştirileri yayımlandı.
 
Türk milletinin tarih boyunca, insani durumlar karşısında tutumunun geçmişten bu yana belli olduğuna işaret eden Erdoğan, "Bu konumda hele hele dinimizin bir gereği olarak işi ele aldığımızda sevgili Peygamberimize kadar gittiğimizde bizim bir ensar-muhacir ilişkimiz var ve zorda kalan, darda kalan muhacire kapısını açan ensar olmuştur. Mekke'den Medine'ye giderken. Biz böyle bir tarihten geliyoruz. Böyle bir değerler silsilesi içinde yaşamışız" dedi.
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, muhalefet partisi liderlerinin bu durum karşısındaki ifadelerine değinerek, "Ben şimdi şu siyasileri dinlerken bunların durumuna bakıyorum ve üzülecek halleri var bunların. Üzülecek halleri var bunların. Ne diyor? 'Bunların hepsini Suriye'ye göndereceğiz' diyor. Ölüme mi göndereceksiniz? Öbürü ne diyor? 'Şu kadar para harcandı. Başbakan Erdoğan şu kadar para harcadı' diyor. Tabi harcayacaksın. Çok açık ve net söylüyorum. Tabi harcayacaksın. Veren el alan elden hayırlıdır Sayın Bahçeli ama senin bu değerlerden haberin yok. Bir diğeri 'göndereceksin' diyor. Bizim olduğumuz iktidarda gönderilemezdi. Şu andaki iktidar da aynı anlayışı savunan bir iktidardır. Asla bu mazlumları göndermez" değerlendirmesini yaptı.
 
- "Mazlumlara yardımlarımız hala devam ediyor"
 
Bodrum'da cesedi kıyıya vuran Aylan Kurdi'nin ölümüyle dünyanın adeta çalkalandığını ifade eden Erdoğan, şöyle devam etti:
 
"Kobani'yle ilgili hakkında birçok spekülasyonlar yaptılar. Kobani'deki insanları Türkiye'de misafir eden kimdi? Bizdik. 220 bin insanı biz misafir ettik ve bu 220 binin 80 bini tekrar Kobani'ye döndü. Diğerleri Türkiye'de. Peki onları besleyen kim? PKK'ya dayalı olan siyasi parti mi besliyor? Onları, AFAD'ımızla, Kızılayımızla bizler besliyoruz. Bu noktadayız. Çünkü biz tüm bunları insani, vicdani, İslami, bütün bu değerlendirmek suretiyle ele aldık ve onlara ilgimiz alakamızı gösterdik. Sayın Kılıçdaroğlu gönderebilir. Sayın Kılıçdaroğlu 300 bin insanın katili olan Esed ile el ele durabilir ama biz duramayız. Bunu dünyada yapan başka ülkeler de var maalesef. Aynı şekilde Sayın Bahçeli bu anlayışta olabilir. İşte biliyorsunuz Adana'daki tır meselesinde, Bayırbucak Türkmenleri'ne yardım gönderildiği halde, bunu DAİŞ'e gönderilen yardım şeklinde telakki eden bu şekilde anlatan siyasiler de çıktı. İşin aslı başkaydı. Eğer Bayırbucak Türmenleri'ne biz elimizi uzatmamış olsaydık, bugün Bayırbucak Türkmenleri diye bir şey kalamazdı. Biz her türlü desteğimizi Bayırbucak Türkmenleri'ne verdik, veriyoruz. Araplara verdik, veriyoruz, vereceğiz. Kobani'de de aynı şekilde Kürtlere verdik, veriyoruz ve bizim Kobani'ye olan yardımlarımız sürdüğü gibi bütün bölgede bütün mağdurlara, mazlumlara bu yardımlarımızı hala devam ettiriyoruz. Kızılayımızla, AFAD'ımızla bunlar devam ediyor."
 
- "Ağıt yakıyorsun ama 220 bin insanı aldığımızda Türkiye'ye teşekkür etmiyorsun"
 
Aylan Kurdi'nin babasının kendisine Türkiye'nin yardımları konusunda kendisinin yardımcı olmak istediğini aktardığını dile getiren Erdoğan, "Ben dedim ki bunu Sayın Başbakan ile de görüşeceğim. Orada yapacağımız yardımlar konusunda da kuruluşlarımız sizlerle de irtibat halinde olur. Kobani'ye yapılacak yardımlar konusunda müşterek bir çalışma içerisine sokarız' dedim. Biz bu şekilde bu adımı atıyoruz ama burada önemli olan şey şu bakın, 3 yaşında bir yavru ölüyor, 5 yaşındaki yavru ölüyor, anneleri de ölüyor. Peki bunlar niye acaba gittiler? Bunlar Türkiye'ye gelmiş olsaydılar biz onları da alacaktık. Şimdi Aylan'la ilgili olarak bir taraftan kalkıyorsun bir siyasi partinin başı olarak ağıt yakıyorsun, öbürü aynı şekilde ağıt yakıyor. Biz kalkıp da 220 bin insanı aldığımız zaman Türkiye'ye teşekkür etmiyorsun. Tam aksine Türkiye'yi Kobani'ye karşı durmakla suçlayıp dünyanın değişik yerlerinde bunun propagandasını yapıyorlar" dedi.
 
Erdoğan, hiçbir zaman kapıları bu noktada kimseye kapatmadıklarını belirterek, "İşte şu anda 280 bine yakın çadır kentte, biliyorsunuz çadır kentte konteyner kentlerimiz var. Bunun dışında bütün kentlerde gerek STK'lar, gerek devlet vasıtasıyla kirada oturan vatandaşlar var. Sıkıntılar yok mu? Tabii ki var ama bu sıkıntılar var diye biz yardım elimizi onlardan çekemeyiz ve çekmemeliyiz. Çünkü insani davranış bunu gerektirmektedir. Onun için de BM'den Mülteciler Komisyonu'ndan geliyorlar, vesaire geliyorlar ve bize teşekkür ediyorlar ama yardıma gelince bize yardım etmiyorlar. Ben Sayın Bahçeli'ye bu akşam bir şey daha hatırlatayım. Sayın Bahçeli, şu ana kadar bizim yaptığımız yardım 6 milyar doları aşmıştır. Bunu da bilmenizde fayda var. Dünyadan da bize gelen yardım 450 milyon dolar civarındadır. Hamdolsun bu da bizim ne denli güçlü olduğumuzu göstermektedir. Efendim işte toplanan vergiler buraya gidiyor. Tabii, bunlar buralara harcanacak zaten" ifadelerini kullandı.
 
Uluslararası donörler toplantılarında sözlerin yerine getirilmediğini de söyleyen Erdoğan, "O tel örgülerden o annelerin, o çocukların nasıl geçtiklerini gördük, görüyoruz. Biz bunların olmasını istemiyoruz. Onun için elimizden gelen yardımı, desteği vermeye devam edeceğiz. Bu milletin vicdanı, bu milletin gönlü, bunlara açık olduğuna biz inanıyoruz çünkü biz milletimizi iyi tanıyoruz" diye konuştu.
 
- "Kobani düştü düşecek" açıklaması
 
Gazeteci Altınok'un "Kobani düştü düşecek" şeklindeki ifadeleri konusunda söylenenleri dile getirmesi üzerine ise Erdoğan, şunları kaydetti:
 
"Bu konu aslında bizim Sayın Obama ile yaptığımız görüşmeden kaynaklanan bir şeydi. Sayın Obama, '2 gün içinde Kobani düşer' ifadesini bana telefonda kullandı. Ben de Sayın Obama'ya dedim ki 'Bakın şu anda 220 bin Kobanili bizim ülkemizde. Kobani'de sadece savaşçılar var. Yabancı savaşçılar vesaire... Burada böyle bir durum söz konusu değil. Bunların hepsi zaten bizde. Güvencemiz altında. Biz yediriyoruz, giydiriyoruz. Bunların hepsi burada. Bu işi bu şekilde abartmak yanlış ve buralara silah yardımı yapmanız da yanlıştır'. Bu şekilde kendilerine bunu söyledik. Tabi bizim o ara yaptığımız bazı toplu açılış törenlerinde burayla ilgili bu yaklaşımdan hareketle böyle bir ifadeyi kullandık. Eğer biz 'Kobani düştü düşecek' yani bundan bir bayram sevinci duymuş olsak peşmergeyi kendi topraklarımızdan Kobani'ye sokar mıydık? Özgür Suriye Ordusu'nu kendi topraklarımızdan Kobani'ye sokar mıydık? Ama HDP denilen bu parti, arkasına bölücü terör örgütünü alan bu siyasi parti, 'acaba nereden ne çıkarabilirim?' bunun gayreti içinde. Onun için de orada böyle bir iftira kampanyasını başlatmak suretiyle bizim bu iyi niyetli yaklaşımlarımızı, o farklı bir yere çekmenin gayreti içine girdi. İşte bu paralel yapılanma da zaten bunların hepsi bir birine teşne, bir birine teşne oldukları için bunu kullanmanın gayreti içinde oldular. Bizim bir defa asla böyle bir şeyimiz zaten söz konusu değildi, olmadı ve sonuna kadar da biz bu kararlılığımızı devam ettirdik. Şu anda da Kobani'ye dönen 70-80 bin kişi var. Diğerleri hala ülkemizde."

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder